Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
'"Ben Allah’a inanıyorum, Mühendis, biliyorsun!’ dedi heyecanlı bir sesle. ‘Bu benim için bir umut olabilir mi?"
‘İstanbul’daydım o zamanlar!’ dedi dalgınlaşan sesiyle. ‘Girip çıktığım ortamlarda sık sık gördüğüm, kendisine yılışan hiçbir erkeğe dönüp bakmayan, çok güzel, kibirli, zengin bir genç kadındı!’
Anlatmasını ve rahatlamasını beklediğimi ona hissettirdim. Biraz durduktan sonra anlatmaya devam etti.
‘Onu elde etmeye karar vermiştim, o kibirli hâlinden rahatsız olmuştum çünkü. Ona karşı içimde hiçbir duygu yoktu. Bir oyun kurguladım ve sürekli olarak gittiği her yere, o gitmeden, onun adına birer buket kırmızı gül gönderdim. Bir filmde görmüştüm bunu. Onlarca, hatta yüzlerce buket. Bir de adımın da yazılı olduğu kart koyuyordum buketlere: ‘Seni her sabah, gün doğarken, Bebek’te sahilde, kırmızı bankta bekleyeceğim!’ Bir ay boyunca her sabah güneş doğarken sahile gittim, o bankta oturdum. Artık vazgeçmeye karar verdiğim bir sabah geldi!’
Gözleri arabanın navigasyonundaydı; ‘3 km’ yazıyordu kalan mesafede.
‘Onunla, gül gönderdiğim süre kadar zaman geçirdik; bir ay boyunca her gece buluştuk. Bana tutulmuştu artık!’ dedi Cevval neredeyse ağlayacak kadar incelmiş sesiyle. ‘Aynı sahile, aynı banka gittiğimiz son gece ona oyunun bittiğini söyledim!’
‘O ne dedi?’ dedim soğukkanlı bir sesle.
‘Yıkıldı ve dudaklarından bir tek sözcük döküldü: Oyun muydu?’ dedi Cevval boğulan sesiyle. ‘Yanımdan uzaklaştı koşarak... sarsılan omuzlarından ağladığını fark ediyordum. Arkasından ben de koşmak istedim, ama bir işe yaramayacağını biliyordum. Kalbini ve gururunu sonsuza dek kırmıştım, bunu biliyordum!’
‘Tek sebep kibri miydi, Cevval?’ dedim yine sorgulayan bir sesle.
‘Hayır, değildi!’ dedi Cevval toparlanan sesiyle. ‘Gittiği her yerde vücudunu özenle sergileyen özel tasarım kıyafetler giyiyordu. Bütün erkekleri sarhoş edecek kadar güzeldi vücudu. Milano’dan, Paris’ten seçerek aldığı dekoltesi bol kıyafetlerle erkekleri cezbediyor, hiç kimseye yüz vermiyor ve bu durumdan da zevk alıyordu. Yaptıklarından rahatsız olmuştum ve ona bir ders vermek istemiştim!’
‘Peki, bir ay boyunca onun bunu neden yaptığını fark etmedin mi?’ diye sordum. ‘Onun da bunu yapmasının nedenleri olmalıydı!’
‘Nedenleri değil, nedeni vardı ve bu neden çok basitti!’ dedi Cevval. ‘Herkesi elde edeceklerini düşünen zengin ve hovarda erkeklerle oynayarak onları cezalandırdığını düşünüyordu. Cinselliğin gücünü bilerek kullandığını da söylemişti. Aslında bunu da başlangıçta hissetmiştim. Bana, kendisine diğer erkekler gibi davranmadığım için ilgi duymuştu!’
‘Seni tanıyor muydu?’ dedim. ‘Kartlara yazılı adını gördüğünde, o adın kime ait olduğunu biliyor muydu?’
‘Biliyordu tabi!’ dedi Cevval, gülerek. ‘O camiada herkes birbirini tanır!’
‘Ne kadar kadın düşkünü olduğunu da biliyordu tabi!’ dedim düşünceli düşünceli.
‘Evet; biliyordu!’ dedi Cevval durgunlaşan sesiyle. ‘Çıktığım birçok kadın ortak tanıdığımızdı üstelik!’
‘Bütün bunlara rağmen sana geldi ama, değil mi?’ dedim soğuklaşan bir sesle.
‘Evet; geldi!’ dedi Cevval suçluluk duygusunun daha da yükseldiğini yansıtan sesiyle. ‘Zaten içimdeki düğümün kaynağı da bu!’
‘O da değişmek istiyor olabilir miydi, Cevval!’ dedim. ‘Belki seninle yeni bir başlangıç yaptığını düşünüyordu!’
‘Dur, Mühendis, dur!’ dedi Cevval hafifçe bağırarak. ‘İçimi oyma! Ama bil; ben onun hayatındaki ilk değildim; o da masum köylü kızı değildi, ama yaptığım şeyin sonuçları ikimiz açısından da çok ağır oldu; bu değişmez!’
Biraz sakinleşmesini bekledim, sonra, ‘Ders vermek istediğin her eyleminde dersin büyüğünü sen alıyorsun galiba, Cevval!’ dedim.
‘Hiç sorma!’ dedi acı bir tebessümle. ‘Sana vermek istediğim dersle başladı içimdeki patlama!’
‘Bu ‘Bebek’ kadını sizin dünyanızda oynadığı oyunun kurbanı olmuş, sen de kendi oyununun!’ dedim. ‘Evet; onun kalbi kırılmış, ama belki de kırdığı kalplerin bedelidir bu. Bilemezsin. Bu düğümü çözmen için onun yaptıklarıyla da yüzleşmelisin, kendini suçlarken. Herkes kendi yaptığı kötülükleri unutarak bakar başka insanlara, ama vicdan azabını istese de istemese de kendisi çeker. O da kendi azabıyla yüzleşmiş olmalı. Sonra ne oldu?’
‘Sonra ben Ankara’ya geldim!’ dedi Cevval kaçan bir sesle. ‘Onu İstanbul’a gittiğim bazı zamanlarda gördüm uzaktan... hayatına kaldığı yerden devam ediyordu; hiçbir şey değişmemişti. Özür dilemek, bu yüzden hiç içimden gelmedi. Bekli o ‘cemiyet hayatı’ dedikleri hayattan biraz uzaklaşsaydı ya da giyimi, davranışları biraz değişseydi, suçluluk hissederdim. O oyununa devam etti, ben de kendi hayatıma!’
‘Ama..’ dedim kararlı bir sesle. ‘İçindeki düğüm kalınlaşarak varlığını sürdürdü, kördüğüme dönüştü ve sen kadınlara karşı daha da katılaştın! Yani kendine zarar vermeye devam ettin, kendine kötülük etmekten vazgeçmedin!’
‘Evet, tam olarak öyle oldu!’ dedi Cevval. Sonra gülerek. ‘Çıkış yok mu doktor?’ diye sordu. ‘Yol bitiyor, çabuk cevap vermen gerek; değişmem mümkün mü?’
‘Doktor sensin, Cevval!’ dedim sesimi geri çekerek. ‘Herhangi bir insandan beklenen bu türden değişim, kötü olan bir sözü sarf etmemek, kötü olan bir davranışı sergilememektir. Çok karmaşık sözcüklere gerek yok, tarihin derinliklerinde homurdanıp duran iyi-kötü tartışmalarına kulak vermeye de. Kötülük herhangi bir tanıma ihtiyaç duymayacak kadar küstah bir şekilde, her yerde kendisini ifade ederken onu tanımlama çabalarının iyi niyetli olduğundan da bahsedilemez!’
‘Sen söyle kötülüğün ne olduğunu!’ dedi umutsuz bir sesle. ‘Bildiklerimi boş ver!’
‘Tamam Cevval, çocuğa anlatır gibi anlatıyorum o zaman!’ dedim gülerek. ‘Yalan söylemek kötüdür, insanların rızasını almadan mallarından yemek kötüdür; içki ve uyuşturucu maddeler kullanmak kötüdür; nikah ve ahlak dışı cinsel ilişkide bulunmak kötüdür; insan öldürmek ve yaralamak, satmak kötüdür; insanların saflığından yararlanarak onları aldatmak kötüdür; insanların güvenini zedelemek kötüdür; başkalarının iyiliğine karşı düşünmek, konuşmak, davranmak kötüdür; doğaya, doğadaki canlılara karşı hor davranmak kötüdür; aile fertlerine ve bütün insanlara karşı adil olmamak kötüdür; ticarette hile yapmak kötüdür; faiz yemek kötüdür; kumar oynamak kötüdür, Allah’a ortak koşmak ya da Allah’ı inkar etmek kötüdür!’
‘Diğer şeyler tartışılabilir, ama ben Allah’a inanıyorum, Mühendis, biliyorsun!’ dedi heyecanlı bir sesle. ‘Bu benim için bir umut olabilir mi?’
Çok nesnel ve biraz da alaycı bir sesle anlattım:
‘Aslında en büyük kötülük Allah’a ortak koşmak ya da Allah’ı inkar etmektir!’ dedim. ’Dünyanın her yerinde ve hemen hemen bütün yasalarda tanımlanmış olan kötülük türleri aynı şekilde suç olarak kategorilere ayrılır ve cezalandırılır; ‘Allah’a ortak koşmak ya da Allah’ı inkar etmek’ dışında. Hemen hemen hiçbir ülkede Allah’a ortak koşmak ya da Allah’ı inkar etmek 'kötü' olarak tanımlanmaz, tam tersine hemen hemen bütün ülkelerde ‘Allah’a ortak koşmak ve Allah’ı inkar etmek’ inanç özgürlüğü olarak dokunulmazlaştırılmıştır; oysa en büyük kötülük budur. Allah’ın asla affetmeyeceğini beyan ettiği en büyük kötülük budur ve yasalarda suç olarak tanımlanan bütün kötülükler bu ana kötülüklerden doğarlar!’
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.