6 Nisan 2025 Pazar

SA11355/SD3449: Sıkıntı (Roman); 11. Bölüm-Çöl 6

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Sadeleştirme girişimlerime karşılık o ısrarla duygularını karıştırmaya gayret ediyordu."


Durdu Mahir, ayağa kalktı, elindeki bardaktan bir yudum daha çay aldı ve bana baktı dikkatle.

‘Diyelim haklısın, Azizim!’ dedi yavaş yavaş. ‘Senin bu hâlin ne o zaman? Kim yaptı bunu sana?’

Ben de ayağa kalktım, taş sahanlığın hemen bitimindeki sebzelere doğru yürüdüm. Yemyeşil dallarında ta tarihin başlangıcından beri oldukları gibi durduklarını hissettiren domatesler ağustosun bütün ihtişamını kıpkırmızı tenlerinde yansıtıyorlardı.

‘Beni bu domatesler böyle yaptı, Ağa!’ dedim gülümseyerek. ‘O Afet de domates seviyor!’

Gayri ihtiyarî güldü Mahir, ‘De hele, nasıl oldu bu iş?’ dedi o da domateslere doğru yürürken. ‘Domates bu Azizim, hem görüntüsü hem de lezzetiyle büyük bir fark icra eder, insanın iştahını cezbeder. Ne biliyorsun beni de domateslerin bu hale getirmediğini?’

‘Hah, bak işte iştah meselesi hepsi; daha ne izahat istiyorsun Ağa ya?’ dedim gülerek. ‘Aşk deme şimdi heyecanla hemen. Aşk da bir hastalıktır, domates sevmek de!’

‘Bunları çok konuştuk geçmişte, biliyorsun Azizim!’ dedi Mahir. ‘Tamam haklısın, lakin aklımdan çıkmıyor, hele ölümü beni mahv-u perişan etti!’

‘Senin hatırın için Allah rahmet eylesin, diyorum!’ dedim sakin bir sesle. ‘O, bu dünyadaki hesabını kapattı artık. Sana düşen bunu hazmetmek, ama pişmanlıklarla değil. O zaman asla hazmedemezsin, delirir gidersin. Bunu kendine de yengeye de yapma hakkın yok! Velev ki geçmişte onun istediği her şeyi vermiş olsaydın, şimdi ne hâlde olacaktın düşünsene! Şimdi yaptıklarından değil yapmadıklarından dolayı ızdırap duyuyorsun. Ya tersi olsaydı?

Yeniden sessizliğe daldı, gözlerini domateslere dikerek. ‘Domates, ha!’ dedi dalgın dalgın. ‘Evet, yahu; domates! Şu cazibeye bak! Evet, domates imgesi uygun, bir ölçüde doğru, ama yeterli değil bence. Zira bu biraz tek yanlı ve ön yargılı bir şey olur; evet, domates, iştah, nefis.. muhakkak var, ama yeterli değil. Şöyle ki; kim kimi domates gibi arzularsa arzulasın, aşk denildiğinde ciddi biçimde, sadece domates yetmiyor. Öyle ki, bir bakıyorsun, biri birini domates gibi arzularken, arzulanan belki hiçbir biçimde kendisini böylece arzulayanı domates gibi görmeden, sırf o mutlu olsun diye, kendini domates gibi gösterebiliyor.. ya da yine o mutlu olsun diye kendisi de ona domatesmiş gibi bakıyormuş gibi davranabiliyor... Bu çok önemli azizim, yani sırf o mutlu olsun diye, öyle olunabiliyor... Bu anlamda sevmekten çok sevilmiş olduğunu anlamak, bilmek, hissetmek gerekiyor.’

Gülümsedim. ‘İtirazın da haklılık payı var, ama düşünsene, karşıdaki nesne ya da insan için benim ya da senin duygu ve düşüncelerin önemli değil midir her zaman?’ dedim. ‘Domates onu neden sevdiğimizi ya da arzuladığımızı bilse ne olur bilmese ne olur? Önemli olan failin duygu ve düşünceleridir her zaman; hastalık da burada ortaya çıkıyor, fail nesne etrafında dolanıp duruyor. Erkek ya da kadın gördüğü domatesin cazibesine kapılıyor gibime geliyor. Her iki taraf da aynı şekilde bakmıyor maalesef, kendi zihinsel motivasyonuna uygun olarak bakıyor; kendi içinden bakıyor domatese. Her zaman aynı ve eşit anlamlar yüklenmiyor, kim ne derse desin!’

Sadeleştirme girişimlerime karşılık o ısrarla duygularını karıştırmaya gayret ediyordu.

‘Sevmek de arzularla birlikte önemli!’ dedi yine dalgın sesiyle. ‘Hatta belki sevgi, aşk, vesaire, gerçekte arzunun bahanesi bile olabilir, ama sevildiğini bilmek, çok garip bir şey. Ki bu bilgi, karşılık olarak şefkat ve merhamet içeren sevgiyi de oluşturduğu gibi, öylesine sevilmek, hele hele bir erkeği gerçekten çok sarsıyor ve adam ediyor. İnan bana, bu biçimde bir sevgiyi hissetmek, bilmek, yaşamak arzuyu iştahı çokça aşan bir başka ufuk açıyor insanda...”

‘Belki de bu biçimde bir sevgiyi hissetmek, bilmek, yaşamak, ta köklerine kadar kurutuyor, çölleştiriyor, tek tek kurumuş, kupkuru kızıl-sarı kumlarla dolduruyor insanın içini?’ dedim hiç esnemeyen bir sesle. ‘Bu kızıl-sarı ve kuru kum tanelerinin çölü çöl yapması gibi insanın her yerini işgal ediyor, bütün düşüncelerini sarıyor, başka şeyler düşünmesini, kendine özgü renkli varlığını sürdürmesini engelliyor? En azından insanı Allah’tan uzaklaştırıyor, öyle değil mi?’

Israrcıydı:

‘Demem o ki, öyle sadece bir iştah ve arzuyla olamayacak, anlatılamayacak şeyler de var, Azizim!’ dedi gittikçe gücünü toplayan bir sesle. ‘Bence nefsi aşarak bir başka yere çıkıyor insan. Ve böylece o derece sevilen insan da sevmeye çalışıyor ve elinden geldiğince seviyor da... Ben sevile sevile sevmeyi öğrendim ki, onu da ne kadar öğrendim bilmiyorum. O iştah, arzu dediğin işte bu anlamda çokça ilkel, içgüdüsel bir gerçek olarak kalıyor...’

‘Bu elbette basit bir hastalık değil, bir baş ya da karın ağrısı değil!’ dedim. ‘Hatta öyle bir hastalık ki, işte sen bile bu hastalığı bütün edebî külliyatına rağmen tam olarak tarif edemiyorsun. Sufizm’in ‘İlahî aşk’ metaforuna yaklaşıyorsun, kendini izah etmek için. Ama maalesef bunların hepsi kuruntudan ibaret; biz biraz yücelterek daha da değerli kılmaya çalışıyoruz, arzularımızı, iştahlarımızı. Nihayetinde vücutları birleşen aşıkların birleşmeden önceki heyecanlarının yerinde yellerin esmeye başlaması da bundan değil midir? Hastalığın ilacı varsa iyileşir, yoksa iyileşmez. Şiirler, delilikler, falan işte ilaçsızlıktan süren hastalık dolayısıyla çıkmıyor mu ortaya? Bana burada ilkel olmayan, gelişmiş bir şeyden bahseder misin? Nefsi aşarak nereye çıkıyor insan?’

‘Bilmiyorum, Azizim!’ dedi Mahir biraz gerilerek. ‘Başka bir hâl oluyor işte!’

‘Evet; o halde insan başka bir şey düşünemez hâle geldiği için başka bir hâl oluyor!’ dedim. ‘Aklını, iradesinin kontrolünü yitirmeye başlıyor çünkü, daha önce hiç yaşamadığı bir hâl olarak da onu tanımlayamıyor. Bence çok abartmaya gerek yok. Ben bunu bu şekilde düşündüğüm ve algıladığım için, domates olgusunu merkeze aldım. Her iki taraf da domates sevdiği için oluyor her şey, ama en çok erkek seviyor bu domatesi... yanıyor ve yakılıyor öyle, bu hâli de seviyor!’

‘Yani tek taraflı diyorsun?’ dedi Mahir bir umut ışığıyla. 

‘Sen o tek taraflı etkiye maruz kalmışsın Ağa! dedim. ‘İşte duygularını zorla sevgiye yaklaştırma çabanın kaynağı bu! Herkes sevmeyi ve sevilmeyi bilir, doğasında var bu duygu. ‘Sevile sevile sevmeyi öğrendim’ diyorsun, bu da içinin bir itirafı aslında sen farkında olmasan da. Maruz kalmışsın, karşılık vermeye çalışmışsın, kendiliğinden oluşan ve kendiliğinden tanımlanan bir şey değil sendeki!’

Sustu o ân, ‘Bilmiyorum, Azizim!’ dedi. ‘Kafam çok karışık!’  

‘Biz erkeklerin genlerinde var, Ağa!’ dedim. ‘Cazibeye kapılmak elimizde değil. Baksana, kadın modası hep erkekleri cezbetmeye odaklı. Bu işi bilenler iyi biliyor; erkeklerin zayıf noktasını oyuyorlar ustalıkla. Kadın da biliyor gücünü. Burada biz mağduruz, mağrur değil. Kimseye zulmetmiyoruz, aksine zulme uğruyoruz. Afet de biliyordu evli olduğumu, hatta karımı da tanıyordu. Beni bahçeye zorla ittiler, domatesleri gördüm, işte olan biten bu!’

Ona durumu özetleyerek anlattım; Cevval’i, Richmond’da olanları ve son olarak perşembe günü İD’nin Adana’ya geldiğini, karımla konuştuğunu.

Cevval’e kızdı biraz. Sonra da İD’nin bir şekilde bana açılma yolunu bulacağını söyleyerek onu affetti hemen.

‘Azizim,’ dedi Mahir derin bir tefekkürle. ‘Ya bu işlerde bir terslik var ya da bizde. Elin oğlu işlerin aktığı yere gidiyor; yiyor, içiyor, yatıyor, kalkıyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Bizim bu hâlimiz nedir? Hangi yana dönsek aklımızda bir mâni; din, ahlak, aile, çoluk-çocuk!’

‘Ne güzel işte, bize gelen de bu manilere çarpıp gidiyor, biz serin sahillerde kalıyoruz hırpalanmamış bir şekilde!’ dedim gülerek. ‘Düşünsene böyle sekiz-on maceramız olduğunu; sokaklardan toplarlardı mecnun hâlimizi! Belki de biz böyle olduğumuz için geliyor gelen; öteki türlü olsaydık niye gelsinler ki bunca erkek bolluğunda?’


<<Önceki                      Sonraki>>


[01.04.2025, 11/13 (863))]


Seçkin Deniz, 06.04.2025, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Seçkin Deniz Twitter Akışı